Christopher Nolan’ın Odyssey filmi, ilk bakışta Homeros’un destanını görkemli görüntülerle yeniden anlatıyor gibi görünse de, filmin gerçek omurgasını aslında görüntülerden çok, ses tasarımı oluşturuyor.
Filmi izlerken fark edilmeyen ama bedende hissedilen şey, müziğin klasik anlamda “duyulan” bir unsur olmaktan çıkıp anlatının fizyolojik bir parçasına dönüşmesi. Nörobilimde buna bedensel dinleme denir. İnsan beyni yalnızca melodiyi ve duyduğu sesleri işlemez; ritmi, frekansı, kulağın duymadığı düşük frekanslı titreşimleri ve çevresel sesleri de otonom sinir sistemi üzerinden doğrudan bedenle ilişkilendirir. Bu nedenle seyirci, bazı film sahnelerinde “gergin hisseder” ama bunun nedenini bilemez.
Nolan, etki yaratmak için işte tam olarak bunu hedeflemiş.
DENİZ ASLINDA FİLMİN GİZLİ KARAKTERİ…
Filmin en dikkat çekici unsurlarından biri dalga sesleri. Çoğu filmde deniz yalnızca ambiyans oluşturur. Buradaysa deniz adeta izleyici ile konuşuyor.
Kimi zaman tehdit ediyor. Kimi zaman yalnızlığı ve korkuyu büyütüyor. Kimi zaman da vicdanın sesi oluyor.
Ses ekolojisi dediğimiz şey, alanında R. Murray Schafer’in tanımladığı gibi doğal çevre sesleri, yalnızca fon değildir; anlatının psikolojik katmanlarını taşıyan aktif unsurlardır. Odysseus’un uzun yolculuğu boyunca dalgaların ritmi sürekli değişiyor.
Fırtınada kaotik. Kalypso sahnelerinde geniş. İthaka’ya yaklaşırken daha kontrollü hissettiriyor. Bu değişimi seyrederken karakterin iç dünyasıyla paralel ilerlediğini görüyorum.
PEKİ, DAVULLAR NEDEN KALP RİTMİ GİBİ ATIYOR?
Filmin son bölümlerinde kullanılan yoğun vurmalı çalgılar yalnızca savaş atmosferi yaratmıyor. Bilinçli bir şekilde işlenmiş bu ses tasarımında ritim, giderek kalp atımına yaklaşan bir biyolojik etki oluşturuyor.
Bu da izleyicide; kalp atımını senkronize etmeye, nefes alışverişini değiştirmeye, kortizol düzeyini artırmaya, beklenti ve tehdit algısını yükseltiyor.
İşte bu nedenle final sahnelerinde hissettiğimiz şey yalnızca “heyecan” değil; bedenimizin izlerken biz farkında olmadan tehdit moduna geçmesi. Film bittiğinde ise bir sıkışmışlık hissiyle salondan ayrılmaya neden oluyor.
Bazı eleştirmenler Göransson’un müziğinin geri planda kaldığını söylese de bunun bilinçli bir tercih olduğu görüyorum. Besteci Ludwig Göransson, Christopher Nolan’ın isteğiyle geleneksel senfonik orkestradan uzaklaşıp bronz metalleri, ilkel vurmalı çalgıları, yeniden inşa edilen antik Yunan çalgılarını ve doğal sesleri kullanmış. Amaç “müzik yapmak” değil, izleyiciyi antik dünyanın akustiğinin içine yerleştirerek oyunun içine davet etmek.
SİRENLER NEDEN ŞARKI SÖYLEMİYOR?
Filmin en güçlü sahnelerinden biri hiç kuşkusuz Odysseus’un direğe bağlandığı Siren bölümü. Homeros’ta Sirenler yalnızca güzel şarkı söyleyen yaratıklar değildir. Onlar bilgiyi vaat eder, hakikati vaat eder, insanın en derin arzusuna seslenir.
Nolan bu sahneyi klasik “tehlikeli kadınlar” klişesinden çıkarıp tamamen işitsel bir psikolojik deneyime dönüştürmüş.
Burada önemli olan Sirenlerin kendisi değil; duyulan sesin Odysseus’un zihninde oluşturduğu etki. İşte bu da tam ses diyeti perspektifi!
Nörobilim açısından bakıldığında bu sahne dürtü kontrolünün görsel değil işitsel bir sınavına dönüşüyor. Direğe bağlanmak fiziksel bir önlem. Asıl mücadele ise işitsel. Çünkü insan beyni ödül beklentisi oluşturan seslere karşı son derece duyarlı. Filmin bu sahnesinde ses, karakteri fiziksel olarak değil zihinsel olarak ele geçiriyor!
İlginç olan, birçok eleştirmenin de filmin en unutulmaz anlarından biri olarak tam bu bölümü göstermesi. Özellikle Siren sahnesindeki vokal kullanımının ve ses tasarımı filmin zirvesi!
SONUÇ: BU MÜZİK DEĞİL, SES DRAMATURJİSİ
Odyssey’nin en büyük başarısı belki de müzik yazmaması. Onun yerine bir ses dramaturjisi kurması. Bronzun sesi… Rüzgâr… Kaya…Dalgalar… Nefes… Davullar… Ve sessizlik…
Bunların tamamı tek bir orkestranın üyeleri gibi çalışıyor. Bu yüzden film bittiğinde aklımızda bir melodi kalmıyor. Ama bedenimiz filmi ve özellikle de öne çıkarılması gereken sahneleri uzun süre hatırlıyor. Çünkü bazı filmler gözümüze hitap eder, bazıları ise kulağımıza. Nolan’ın Odyssey’si ise doğrudan sinir sistemimize dokunuyor!

YORUMLAR (0)
Bu haber için yorumlar kapalıdır.